Son Dakika
16 Temmuz 2018 Pazartesi

Sıfır noktasında savaş karşıtı muhtar olmak…

06 Ağustos 2014 Çarşamba, 23:47

Vecih Cuzdan özel röportaj…

“Müslümanlar günah işler cehenneme girer sonra çıkarlar ancak solcu, komünist adaya oy verirseniz cehennemden hiç çıkmayacaksınız”

Bundan sonra ne olacak?

Hiçbir güç Hatay’daki kardeşliğimizi bozamaz, savaşa karşıyız, bu duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz.

Benim söylemek istediğim şudur. Şu an hala devam eden,  insanlara birbirini kırdırmaktan öte gitmeyen ve Türkiye hükümetinin de savaşın tarafında olduğu bu kirli Suriye savaşının bitmesini istiyoruz. Eğer Türkiye zamanında önlem alsaydı, sınır kapısından bu kadar insanın geçişini engellemiş olsaydı yaşananlar bu raddeye varmazdı. En net olarak AKP hükümetinin Hatay’daki ve tüm Türkiye’deki insanların savaş karşıtı duruşlarına yenik düşeceğini ve bu savaşın sonlanmasını umuyoruz.

Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Adım Şakir Altaş. 1960 yılında, Hatay’ın Yayladağı İlçesi’ne bağlı Çandır Köyü doğumluyum. 26 yıl Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde öğretmenlik yaptım. Öğretmenlik yaptığım yıllar içerisinde Eğitim-Sen saflarında sendikal mücadelede bulundum. Eğitim-Sen’in Adana’da ilk kurulduğu yıllarda kuruluş çalışmaları içerisinde yer alıp polis baskısına ve şiddetine maruz kalmış öğretmenlerden birisiyim. O günden beri sendikal mücadele içinde yer aldım ve İskenderun Halkevleri kurucularından olup Halkevleri saflarında çalıştım. Bir dönem İskenderun Halkevi şube sekreterliği görevinde bulundum. Emekliliğim sonrası köyüm Çandır’a döndüm ve 9 yıldır burada yaşıyorum. Çandır Köyü’nden vatandaşlarla geçmişten beri Halkevleri’yle Ankara mitinglerinde, Hatay’daki 1 Mayıslarda, festival ve şenliklerde aktif katılım gösterdik. Artık mücadelemizi muhtarı olduğum köyümden başlatarak yeniden ayağa kaldırmak düşüncesinde buraya yerleştim.

sakir-altas

SAVAŞ KARŞITLIĞI’ ÜZERİNDEN SEÇİM KAMPANYASI

30 Mart yerel seçimleri ve muhtarlığı kazanma sürecinizi anlatır mısınız?

Seçimlere 35 gün kala aday oldum aslında, başta değil. Aday vardı bizim desteklediğimiz devrimcilerin, Halkevcilerin adayı vardı. Ancak seçim yaklaştıkça buradaki savaşın başlamasına yakın “kazanamayacağım” türündeki bir yaklaşımla ben bir adım öne çıkmayı pek istemedim aslında, ancak bizim aday çekilince ben artık aday oldum. Tam adaylığımızın ortalarında bu Keseb’in teröristler tarafından ve Türkiye sınırını yararak, tel örgüyü aşarak Türkiye’deki güvenlik güçlerinin desteğiyle sınırı aşarak Keseb’e saldırması (21 Mart) ve bizim buradaki savaş karşıtı duruşumuz halkın gözünde bizim adaylığımızı perçinledi. Köy halk nazarında “Ancak bu muhtarla biz burada sınırda dayanabiliriz”, “Ancak böyle bir muhtar olursa gelen güvenlik güçlerine şuna buna olayın iç yüzünü hakikatle anlatır” düşüncesi ağırlık kazandı. Bu şekilde 30 Mart Yerel Seçimlerine ilerledik ve seçimde mevcut eski muhtarla berabere kaldık.

İşte tüzük ve yönetmelikler gereği berabere kalan adaylar İlçe Seçim Kurulu huzurunda kura çekimi sonucunda kimin kazandığı belirleneceği bahsedildi. Gittik tabi 9 kişi vardı kuraya isimler atıldı ve kuradan bizim adımız çıktı. Tabi bu çevre köylerde büyük tepki uyandırdı. İlçe merkezinde büyük tepki uyandırdı. Hatta bizim mazbatayı almamız seçimden sonra 8-9 gün gecikti. Çünkü kurayla kazandığımızda karşımızdaki aday kura günü yazıya imza atmadı hakim önünde ve imza atmayınca jandarma yoluyla tebliğ edilmesi gerekiyordu adaya. Jandarma karakolu 8-9 gün bir iki kilometre yakınındaki bu yere yazıyı getirip imzalattırmadı. Sonra getirdi ve nihayetinde kazanmış olduk böylelikle. Yalnız burada bir sürü fetva verildi. İşte “Müslümanlar günah işler cehenneme girer sonra çıkarlar ancak solcu, komünist adaya oy verirseniz cehennemden hiç çıkmayacaksınız” diye buradaki ulema, buradaki imamlar bu şekilde fetva verdi. Buradaki güvenlik güçleri belli kadınların, ailelerin yanına gelip sakın bu adaya oy vermeyin uyarısında bulundular. Biz buna rağmen bu seçimi kazandık. Komünist ve Halkevci biri olmaktan ve bu şekilde muhtar adayı olup seçimi kazanmaktan gurur duyuyoruz.

YOLSUZ KÖYDE CİHATÇILAR İÇİN DUBLE YOL

Bize Çandır Köyü’nden bahseder misiniz?

Köyümüz 68-70 hanedir, 260 civarında nüfusu vardır. Çandır, yüzde 100’ü Türkmen, yüzde 100’ü Sünni, yüzde 100’ü muhafazakâr kökenli bir köydür. Ancak bizim burada yürüttüğümüz mücadeleyle köyün yarısına yakını devrimci-demokrat düşüncülerde etkilendi, sola yakınlaştı.

Köyümüz halkının geçim kaynakları başında tütüncülük gelirdi. Ancak tütüncülüğün devlet tarafından tabiri yerindeyse yasaklanması, ekiminin serbest ancak tütünün hasadının, ürününün devlet tarafından alınması ortadan kaldırılınca özel sektör geldi ve tütün ekimi burada durdu. Tütüncülük dışında basit tarım yapılmakta ve kıl keçisi yetiştirilmekte. Lakin gördüğünüz gibi köydeki nüfus hep yaşlı nüfus. İşsizlik ve geçim zorluğu had safhada. Gençler ise hep şehirlerde inşaatlarda, ağır işlerde çalışmaktalar. Ayrıca köyümüzden birçok kişi mevsimlik işçi olarak Samandağ ve Erzin’de mandalina ve turunçgillerin hasadında çalışıyor, emekleri sömürülüyor. 11-12 saat arasında ve düşük yevmiye ile buralarda çalışan işçiler birçok direnişte bulundu ancak bu durum değişmedi. Şimdilerde çok taze bir acı olan Soma’da hayatta kalan o işçilerden biri nasıl ertesi gün tekrar o madende çalışacağını söylüyorsa bizim buradaki işçi köylülerde geçim sıkıntısı çekmemek için çalışmak zorunda olduklarını söylüyorlar. Köyümüzde su yok, insanlar su için taşlarla çevreledikleri 5-6 metrelik kuyular açarak yağmur sularını biriktiriyor. Bu suyu hem içiyor, hem hayvanlarına içiriyor.

Köyün yolu yok ancak cihatçı teröristlere yardım edilebilsin diye dibimizdeki Keldağı’nın zirvesine yapılan üssün ‘duble yol’ yapılıyor. İki derslikli çok güzel bir ilkokul binamız var ancak aktif değil ve bahçesinde hayvanlar otlatılıyor. Çocuklarımız taşımalı sistemle üç kilometre uzaklıktaki Yeditepe’de bulunan okula gidiyor. Sağlık ocağımız yok, insanlar kendi olanaklarıyla Samandağ’daki hastaneye gitmek zorunda. Şimdilerde Yayladağı’na devlet hastanesi yeni inşa ediliyor. Ambulans çağırsan gelmez bile ancak savaşta yaralanan teröristler için sınırın dibinde ambulanslarımız bekliyor.

Yeditepe beldesinde 'Çandır 2 km' tabelası

Peki siz muhtar olarak köyünüz için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Bizim bu köyü yönetmemiz hususunda bize yol gösteren en önemli örnek, önderlerimizden Terzi Fikri gerçeğidir. Terzi Fikri gerçeğini bir nebze olsun kendi köyümüzde hayata geçirmeye çalışacağız.

İlk iş olarak köyün su sorununu çözmek için çalışıyoruz. Halkevleri’nden arkadaşların katkısıyla mühendis ve usta geldi ve Kel Dağ’da tam sınırda suyu bulduk. Halkımıza sağlıklı içme suyu getirmek için sondaj çalışmasıyla çıkarılacak suyu halkımıza dağıtacağız. Köy okulunu yeniden aktifleştirmek için gerekli müracaatları ilgili mercilere yapacak ve bu güzel ilkokul binamızın yeniden kullanılmasını sağlayacağız. Ayrıca bu köye bir de kütüphane kurup insanlarımızın aydınlanması için kitap okumayı teşvik edeceğiz.

Biz gücümüzü halktan alıyoruz ve bir köyün halk ile birlikte nasıl yönetileceğini göstereceğiz. Bu hususta örgütümüz Halkevleri’ne de büyük görev düşüyor. Köyümüzde gelenekselleşecek bir festival başlatmak istiyoruz ve bu sene birincisini yapmayı planlıyoruz.

“HABERİMİZ VAR, SİZ RAHAT OLUN”

Keseb saldırısı sırasında ne yaşadınız?

Köy halkının çoğunun Suriye ile akrabalık yoluyla ilişkileri bulunmakta ve tabi ki başlarda herkes olanların farkında değildi. Buraya “mülteci” gibi gelen Suriyelilere ev verildi, yemek verildi, çeşitli yardımlar yapıldı ve bu insanlara “ülkelerinden sürülmüş, kovulmuş” gözüyle bakıldı.

Ancak biz bir müddet sonra konunun böyle olmadığını, Suriye’den buraya gelen insanların kendi vatanlarını terk etmediklerini, belli terör örgütleriyle ilişkide olarak Suriye yönetimine savaş açtıklarını ve sadece kendi ülkelerini değil burada Hatay’da yıllardır barış içinde yaşayan halklarında huzurunu bozmak için geldiklerini anladık.

En son bizim 3-4 km yakınımızdaki Keseb kasabasına çoğu Suriyeli dahi olmayan cihatçı teröristler bizim köyümüzü kullanarak saldırdı ve biz bunu jandarmaya haber verdiğimizde “Haberimiz var. Siz rahat olun” dediler. O gün halkımız kendi köyünde telaş içinde ve rahat hareket edemezken, bu cihatçı teröristler gözümüzün önünde jandarma gözetiminde ellerini kollarını sallayarak köyümüzü kullandılar. Hatta bu teröristlerin hemen karşımızdaki Keseb’de bulunan Suriye milis karakoluna saldırdıkları ve karakolda Suriye bayrağını indirip, askerleri katlettiğini kendi gözlerimizle gördük. O günden sonra halkımızın bize olan güveni, bizim savaş karşıtı olmamıza dair yaklaşımlarından ötürü daha da arttı. Bu süreçte bizim köyün taşınması dahi gündeme geldi. Ancak halk buna karşı çıktı ve kaymakama ‘köyümüzü terk etmeyiz’ siz yeter ki sınırlarımızı koruyun gerisine karışmayın dediler.

Türkiye tarafındaki tel örgüleri kesen çetelerin saldırdığı  Keseb 0 noktasındaki Suriye karakolu

Ancak Keseb’e saldırılar yoğunlaştı. Cihatçı teröristler geceleri köyümüzden geçerek mühimmat taşıdılar. Bu olanları Türkiye güvenlik güçlerinin “görmemesi” mümkün değildi. Çatışmalarda yaralananların tekrardan Türkiye topraklarına girmesi hatta yaralıların sınırda hazır bekleyen ambulanslarla hastanelere taşınması köylülerimiz tarafından bire bir gözlendi.

Çandır Köyü, Yayladağı, Keseb köyün çevresindeki hakim tepelerden çok net görülebiliyor

KÖYÜMÜZ ALLAH’A EMANET YAŞIYOR

Tabiri yerindeyse şu an köyümüz halkı “Allah’a emanet” yaşıyor. Geçenlerde karakol komutanı bizi aradı ve “savaş çok yoğunlaştı. Köyün camisinden bir anons yaptır ve kimse mecbur kalmadıkça dışarı çıkmasın” dedi. Biz bu anonsu yaptırdık. Tabi ki bu bir güvenlik sorunu yaşadığımızın bire bir göstergesidir. Ama buradaki insanlar için tek sevindirici nokta can kaybımız yok! Yoksa bu saldırılar boyunca topraklarımıza sayısız bombalar düştü. Öyle ki en yakınımızdaki köylerden Denizgören’de traktör içindeki iki köylü düşen havan topu sonucu yaralandı, hatta bir tanesi ayağını kaybetti. Tüm bu yaşananlar sınırdaki güvenlik sorununu gözler önüne sermektedir. Yer yer teröristlerin buralardan gelip geçtikleri görünmektedir. Keseb’de yaşanan savaşı ve saldırıları burada bölgeye hakim tepelerden izlemekteler. Tabi biz bir şey diyebiliyor muyuz bu olanlara? Hayır diyemiyoruz. Çünkü şu an bizim ilçemize “Suriyeli mülteci” adı altında getirilmiş 20 bin var. İçlerinde çok sayıda cihatçı var. Kendi vatandaşı olduğumuz memlekette yabancı durumuna düşmüş durumdayız. Yapabileceğimiz şey sınırlı.

Cihatçı teröristler, Türkiye’deki istihbarat güçleri, güvenlik güçleri tarafından desteklenerek sınıra kadar getiriliyorlar. Güvenlik güçlerinin gözetiminde sınıra araçlarla mühimmat taşınıyor ve bu mühimmatlar sınırın öteki tarafında Keseb’e saldıran teröristlere aktarılıyor. Çatışmalarda yaralananlar sınırda bekleyen ambulanslarımızla hastanelere taşınıyor. Yani tüm bu yaşananların Türkiye güvenlik güçlerinin ve istihbarat birimlerinin gözetiminde gerçekleştiği aşikâr.

Ara ara silah sesleri işitilirken, köy hakkında bilgi aldığımız sırada hemen karşımızda Keseb'e hakim bir tepeye havan düştü

KELDAĞI’NIN ZİRVESİNDEKİ ‘ÜS’

Keldağı’nın zirvesinde inşa halinde olan üssün, altyapısı yapıldı, su, elektrik geldi ve yol yapıldı-yapılmaya devam ediliyor. 1740 rakımlı Keldağı’nın zirvesine kurulan üssün altyapısı tamamlandı. Şu an binalar ve sığınaklar yapılmakta. Füze sistemi kurulmuş vaziyette. Yakın zamanda orayı ziyaret ettim ve oradaki yetkili kişiyle tanıştım. 450 km yarıçapında, ‘kuş dahi uçtuğunda’ görülebilecek bir sistem kuruyorlar Keldağı’nın zirvesine. Tabi biz görmüyoruz diyor, buradaki sistem ve izlemeler Diyarbakır ve Ankara ile bağlantılı bir şekilde yapılıyor. Böylelikle Suriye ordusunun silahlı muhaliflere yönelik olası bir hava operasyonu kapsamında havalanan uçakları buradan görülebiliyor yoksa birkaç yüz hafif silaha sahip cihatçı teröristler bölgede böylesi etkin olamaz.

Yayladağı-Antakya yolu daha iki sene önce yenilenmiş olmasına rağmen şimdilerde duble yol ve güçlendirme çalışmaları sürüyor. Özellikle radar üssüne taşınacaklar ve askeri amaçlar güden bu çalışmaların sınırdaki savaşa daha çabuk müdahil olma kaygısıyla yapılması muhtemel.

Kel Dağı'na giden yapım aşamasındaki 'duble yol'. İleride görülen ise üssün girişi ve askeri kontrol noktası

TEHCİR MAĞDURU KESEBLİ ERMENİ’DEN HELALLİK

Keseblilerle bir temasınız var mı?

Babam ölmeden önce bizim büyüdüğümüz bu toprakların asıl sahibinin tehcir sonrası buraları terk edenPernek İsobiyan adlı Kesebli bir Ermeni’nin olduğunu ve onu bulup helallik almamı istemişti. Ben de daha bu savaş buralara gelmeden önce Keseb’e gittim, Pernek İsobiyan adıyla kendisini değil torununu buldum. Çandır Köyü’nde sahibi olduğumuz topraklarımız onlarındı, bunu anlattım onlara. Beni o kadar iyi karşıladılar ki… Helal ettiler ve hediyelerle yolladılar beni. Savaşa kadar da hep görüştük onlarla.

Türkiye tarafındaki tepelerden görülebilen Keseb'in 0 noktasındaki Ermeni yerleşim yerleri

Bundan sonra ne olacak?

Hiçbir güç Hatay’daki kardeşliğimizi bozamaz, savaşa karşıyız, bu duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz.

Benim söylemek istediğim şudur. Şu an hala devam eden,  insanlara birbirini kırdırmaktan öte gitmeyen ve Türkiye hükümetinin de savaşın tarafında olduğu bu kirli Suriye savaşının bitmesini istiyoruz. Eğer Türkiye zamanında önlem alsaydı, sınır kapısından bu kadar insanın geçişini engellemiş olsaydı yaşananlar bu raddeye varmazdı. En net olarak AKP hükümetinin Hatay’daki ve tüm Türkiye’deki insanların savaş karşıtı duruşlarına yenik düşeceğini ve bu savaşın sonlanmasını umuyoruz.

sendika.org’den alıntıdır.

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz