Değişim Kaçınılmazdı….

08 Aralık 2011 Perşembe, 18:51
Değişim Kaçınılmazdı….

şensoy; “Ortadoğu bir kere daha uluslararası rekabet açısından bir kırılma noktası yaşıyor. Sovyetler’in dağılmasından sonraki ve 11 Eylül 2011’den sonraki iki farklı dönemde kurumsallaşma ve demokratikleşme yönünde adım atma fırsatını kaçırmış çok sayıda kardeş ülke ile karşı karşıyayız. Belki ertelenebilirdi ama bu değişim kaçınılmazdı.”Valilik ile Mustafa Kemal üniversitesi (MKü) ev sahipliğinde, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM), Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) ve Marmara üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü işbirliğiyle düzenlenen ‘Ortadoğu’da değişim’ ana temalı ‘2.Uluslararası Ortadoğu Kongresi’, Anemon Otel’de düzenlenen açılış kokteyli ile başladı.

 

 

 

 

Programda konuşan TASAM Başkanı Süleyman şensoy, yüz yıl sonra Ortadoğu’da benzer şeyler yaşandığını fakat parametrelerin farklı olduğunu söyledi.şensoy; “Ortadoğu bir kere daha uluslararası rekabet açısından bir kırılma noktası yaşıyor. Sovyetler’in dağılmasından sonraki ve 11 Eylül 2011’den sonraki iki farklı dönemde kurumsallaşma ve demokratikleşme yönünde adım atma fırsatını kaçırmış çok sayıda kardeş ülke ile karşı karşıyayız. Belki ertelenebilirdi ama bu değişim kaçınılmazdı.”dedi.Ortadoğu’daki olumlu ve olumsuz senaryoları Türkiye’nin iyi analiz ettiğini de kaydeden şensoy, ‘Türkiye’nin bu süreçteki rolü, batılı ülkelerin Truva atı olmak değil, bu ülkelerin dönüşümlerini sağlıklı bir şekilde atlatmalarını sağlamaktır.’ diye konuştu.Kongrenin Hatay’da yapılmasının anlamlı olduğunu da kaydeden şensoy, ‘çünkü Hatay farklılıklar içerisinde, farklılıklar ve medeniyet formülünü yüzyıllar önce bulmuş ve devam ettiriyor.’dedi. Vali M.Celalettin Lekesiz de, katılımcıları barışın, sevginin, hoşgörünün merkezi Hatay’da görmekten memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
 
 
Geçtiğimiz yıl TASAM işbirliği ile ilimizde düzenlenen ‘Irak’ temalı uluslararası kongreyi hatırlatan Lekesiz, ‘Aradan geçen yaklaşık bir yıl içerisinde Ortadoğu’da çok önemli değişimler başladı, bu süreç devam ediyor ve önümüzdeki on yılları kapsayacak bir dönüşümün başladığı görülüyor.’dedi.Bu değişimin bölgeye, insanlığa barış ve istikrar getirmesi için sadece siyaset kurumlarının değil, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin, uzmanların hatta yerel diplomasi aktörlerin de katkılarına ihtiyaç olduğunu ifade eden Lekesiz, ‘Bu organizasyonu, barışın ve kardeşliğin önemli merkezlerinden Hatay’da yapmamızın büyük anlamı olduğunu değerlendiriyorum. Kongrenin bölge barışına ve dünya barışına ciddi katkılar sunmasını diliyorum.’şeklinde konuştu.Mustafa Kemal üniversitesi Rektörü (MKü) Prof. Dr. Hüsnü Salih Güder de, bugüne kadar Ortadoğu kaynaklı olarak Türkiye’nin pek çok ilinde bölge insanının yararına çözümler üreten toplantılar düzenlendiğini, şimdi de ilimizde düzenlenen toplantının, bölge halklarına ve tüm dünyaya maksimum katkıyı yapacak somut fikirler sunmasını diledi.2. Uluslararası Ortadoğu Kongresi, Anemon Otel’de başladı.
 
Cumhurbaşkanı Ortadoğu Başdanışmanı Erşat Hürmüzlü, kongrenin açılışında, Ortadoğu’yu insanların kendi dünyası olarak görmesi gerektiğini belirterek, toplantının isminde de yer alan ”Ortadoğu’daki değişim” ifadesinin doğru bir ifade olduğunu söyledi.
Arap Baharının, geçmişteki Pekin ya da Fırat baharıyla eş anlamlı tutulmasının doğru olmadığını vurgulayan Hürmüzlü, ”Bunun, bir Arap baharı değil bir Arap uyanışı, bir bölge uyanışı olduğunu görüyorum. Bunun böyle olmasını ve gerçek, şeffaf bir demokrasi doğrultusundaki uyanışın bu şekilde devam etmesini içten temenni ediyorum” diye konuştu. Ortadoğu ifadesinin yapay bir terim olduğuna dikkati çeken Hürmüzlü, bölgelerin tarihi, coğrafi, etnik ve ideolojik bazlar üzerine kurulu olduğunu, bu nedenle de Ortadoğu teriminin ne ifade ettiğinin sorgulanması gerektiğini söyledi.
 
Hürmüzlü, Ortadoğu’nun, dışarıdan ortaya konmuş bir nüfus bölgesi olarak görülmek istendiğini bildirerek, şunları kaydetti:
 
”Biz tabii bu zaman zarfında bölge olarak bütün sorunlarımızı başkalarına, taşeronlara ihale ettiğimiz için başkaları bu haritaları çizmiştir. Ortadoğu’yu bizim dünyamız olarak görmemiz gerekiyor. Peki Ortadoğu’daki bu ayaklanmalar neden oluyor? Soğuk savaşın bitiminden sonra birçok ülke ve toplum, bu soğuk savaşın bittiğini zamanında algılayamadı veya çok geç algılayabildi. Ama haklarını yemeyelim, Mısır’da, Yemen’de, Irak’ta daha önce bu girişimler oldu. Ancak takdir edersiniz ki bu bölgelerdeki doğumlar hep sezaryen oldu.
 
Ya tank üzerinde ya çocuğuna devrederek veya darbe yoluyla oldu. Biz her zaman dedik ki rejimlerin normal doğumları sandıktan çıkan doğumlardır. Biz de tarihimizde Türkiye olarak birçok hata yaptık. Fakat aynayı yüzümüze tutabildik. Bunu bu şekilde görerek 60 sene demokrasiyle tanıştıktan sonra demokrasimiz kesintiye uğramasına rağmen, sandığın namusunu koruduk. Her zaman onu hakem olarak gördük. Böyle bir ortamın içinde bu bölgede gayet tabii demokratik, halklarının menfaatlerini gözetleyen bir rejim ortaya çıkmış olur.”     ”Türkiye Bir ılham Kaynağı Olarak Görülmektedir”
 
Lekesiz de Hatay’ın, Mezopotamya’nın Asya ve Avrupa’ya hem kara hem de deniz yoluyla açılan jeostratejik önemdeki kapılarından biri olduğunu, Türkiye ile Ortadoğu halkları arasında da yakın soydaşlık, akrabalık, kardeşlik ve dostluk bağı bulunduğunu söyledi.
 
Türkiye’nin, tarihi sorumluluğu gereği bulunduğu geniş coğrafyada yapıcı politikalar izleme ve katkıda bulunmasının zorunlu olduğuna değinen Lekesiz, şöyle konuştu:
 
”Yakın bölgemizde cereyan eden önemli gelişmelere, ulusal güvenliğimizi ilgilendiren bu sürece katkıda bulunmamız lazım. Hem sınır komşularımız hem de dost ve kardeş ülkelerle ilişkilerimizi önümüzdeki süreçte daha da arttıracağımıza inanıyorum. Bölge olarak son derece hareketli ve tarihi bir dönemden geçiyoruz. Geçen yıldan bu yana, Ortadoğu’da önümüzdeki on yıllara damgasını vuracak tarihi bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanmaktadır. Ortadoğu’daki yönetimlerin genel olarak bölge halklarının taleplerine cevap vermekte yetersiz kaldıklarını söylemek mümkün. Yıllarca baskı, korku, yoksulluk ve yolsuzluğun kıskacında acı çeken bölge halkları, nihayet geleceklerini kendi ellerine almaya ve tarihi yakalamaya karar vermişlerdir. Bu mücadele, özgürlük ve adalet kadar aynı zamanda özgüvenin de yeniden kazanılması mücadelesidir. Bölge halkları, yaşadıkları tarihi dönüşüm sürecinin başarıya ulaşması için Türkiye’yi bir ilham kaynağı olarak görmekte ve yakından takip etmektedirler.”
 
Ortak tarihi, kültürel ve toplumsal değerlerle bağlı bulunan Ortadoğu bölgesinin, iç içe geçmiş birçok sorunu bünyesinde barındırdığına işaret eden Lekesiz, Ortadoğu’nun ve halklarının, olumsuzluklarla özdeşleştirilmiş bir imaja mahkum edilmemesi gerektiğini söyledi.
 
 
Lekesiz, Ortadoğu ülkelerinin, halklarından aldıkları güçle ve iç dinamiklerini seferber ederek barışçıl bir kalkınma seferberliği başlatacak potansiyele sahip olduğunu belirterek, bölge halklarının bir arada yaşama iradesine, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine saygı gösterilmesinin, gerek ülkeler arasında gerek ulusal ölçekte kalıcı barışın ve huzurun temin edilmesinin ön şartı olduğunu kaydetti.
 
Lekesiz, Türkiye’nin güçlü ekonomisi, demokrasisi ve Avrupa Birliği konusundaki kararlı duruşuyla kaydettiği ilerlemenin, bölge ve Ortadoğu açısından büyük yarar sağladığını söyledi.
 
TASAM Başkanı Süleyman şensoy ise batıda Avrupa Birliği ve ABD’nin, doğuda da çin, Hindistan ve Rusya’nın küresel güç adayı olarak görüldüğünü bildirerek, bölgede yaşanan olaylarda mikro milliyetçilik paradigmasının etkisi bulunduğunu dile getirdi.
 
 Entegrasyon ve mikro milliyetçiliğin birbirine paralel olarak yürüdüğüne dikkati çeken şensoy, ”önümüzdeki 10 yıl içerisinde BM’deki üye sayısı kadar yeni ülkenin sürece girebileceği tahmin ediliyor. Bunun gerçekleşip gerçekleşmediğini zaman içerisinde göreceğiz. Dolayısıyla bütün gelişmiş ülkeler başta olmak üzere herkes için bu mikro milliyetçilik anlamında bir tehdit algılaması var. Türkiye’de bu anlamda uzun yıllardır uğraştığı terör sorunuyla enerji sarf ediyor” dedi. 
 
 
”Risk faktörlerinin doğrudan ilgilendirdiği ülkelerin başında Türkiye gelmekte”      ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat da bugün yaşanan gelişmelerin gelip geçici olduğunu ve halkların önünde hiçbir gücün duramayacağını ifade ederek, Ortadoğu’ya yayılan değişim sürecinin, uzun yıllardır istikrar adına korunan ve halklar nezdinde meşruiyet sorunu olan baskıcı yönetimlerin yıkıldığı ya da sorgulanmaya başladığı bir dönemi başlattığını söyledi.
 
 
 
Ortadoğu ülkelerindeki değişim sürecinin, Arap halklarının iradesine dayanan, çoğulcu, demokratik, insan haklarına saygılı siyasal yönetimler kurulması yolunda hızla ilerleyebilmesi dileğinde bulunan Kanbolat, şunları kaydetti:
 
 
”Ancak olumlu gelişmelere rağmen yakın ve uzun gelecek açısından bazı risklerin olduğunu da görmek gerekmektedir. Her şeyden önce geri dönüşü olmayan değişim rüzgarlarına karşı yerleşik yönetimlerin direnci hala kuvvetlidir. ıkinci risk faktörü uzun yıllara dayalı, güçlü merkezi otoritelerin yıkılışıyla kendine has sosyal yapı ve siyasal kültüre sahip bölge ülkelerinde uzun süreli iç istikrarsızlıkların yaşanmasıdır.
 
 
Son olarak da otoriter yapıların yıkılmasının ardından değişimin, farklı toplumsal tabanlara dayanmakla birlikte eskiden olduğu gibi yeni otoriter yapılar üretmesidir.
 
 
Bütün bu risk faktörlerinin doğrudan ilgilendirdiği ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. ‘Arap Baharı’ sürecinin daha iyi anlaşılması ve geleceği öngörmeye yönelik çalışmaların hem bölge hem de Türkiye açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Biz buraya savaş çığırtkanlığı yapmaya, kin tohumları ekmeye gelmedik. Buraya Türkü, Arabı, Alevisi, Sünnisi, Hristiyanı ile bu coğrafyayı kucaklamaya geldik. Bugün yaşadığımız gelişmeler gelip geçicidir, halkların önünde hiçbir güç duramaz.” Marmara üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Talip Küçükcan ile MKü Rektörü Prof. Dr. Hüsnü Salih Güder’in de birer konuşma yaptığı kongrede, Işık üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu’nun başkanlığını yaptığı ”Ortadoğu’da Dönüşümün Tarihi Arka Planı” konulu ilk oturum gerçekleşti.
 
 
 
 
  Oturuma, Mimar Sinan üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Fransa’dan Dr. Violette Daguerre ve Yemen’den Dr. Ahmet Saif konuşmacı olarak katıldı.
 
 
 
Kongrenin Fransa, Mısır, Irak, ürdün, ıran, Tunus, ABD, Katar ve Suudi Arabistan’dan gelen konuşmacıların yer alacağı oturumlarla yarın da devam edeceği bildirildi.Haber Merkezi

 

You must be logged in to post a comment Login

Yorum yazın...

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz